Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bollywood Hayranları Günbegün Artıyor!

Geçenlerde haftalardır ilk kez elime film izleme fırsatı geçti. Ofis işlerini teslim etmişim, ev deseniz tertemiz; böyle fırsat bir daha bulunmaz diyerek tercihimi bir Hint filminden yana kullandım: Humko Tumse Pyaar Hai...Baş rollerini Arjun Rampal, Bobby Deol ve Amisha Patel'in paylaştığı bu filmi Türkçe'ye çevirecek olursak "Seni Çok Seviyorum" diyebiliriz. Buram buram aşk, nefret, dram, entrika, şarkı ve dans kokan klasik bir Bollywood filmi...zihni yormayacak, sizi bulunduğunuz andan çekip uzaklaştırcak ve tabii ki Hint kültürüyle bezeli her bir karede size görsel bir şölen sunacak tarzda...

Neyse ben büyük bir hevesle ikizlerimi öğlen uykusuna yatırıp geçtim bilgisayarın karşısına. Elimde çay fincanım ve kurabiye tabağım azami keyif yapıyorum. Filmin sonuna yaklaşmışım artık, otuz dakikası falan kalmış. Bir taraftan aşk üçgeni içinde yitip giden kadına acıyıp, diğer taraftan yarına ne yemek pişirsem diye düşünürken bir de baktım ikizler uyanmış. Hatta uyanmakl…

Uyku Tulumu Sezonu Açıldı!

Eylül ayının son haftasında uyku tulumu sezonunu açtık! Kışlıklarının arasında uyku tulumlarını gören ikizler bir blog çekilişinden Maxsteel seti kazanmış kadar mutlu oldular :) Tahmin edeceğiniz gibi Eylül ayının bol güneşli öğlen saatlerinde uyku tulumlarını giymek için önümde arkamda dolandılar, yetmedi yakama paçama yapıştılar, o da yetmedi "ama biz çok üzülüyoruz, yütfen anne" repliğiyle küçük Emrah'tan geri kalmayıp bana vicdan azabı çektirdiler. Anne yüreği dayanmayınca giydirdim gitti, mantar, pişik ve saire için sorumluluk kabul etmiyorum diye de belirttim. Tabii kavramlar tam yerine oturmadığı için bir ara mantar- mantı- martı gibi bir kaç kavram üzerine 3 yaş grubu için bir münazara düzenlemek zorunda kaldım :)

Uyku tulumlarını giyer giymez türlü jimnastik hareketlerini büyük bir özenle sergilemeye başladılar. Tabii her bir figür için de tek seyircilik stüdyodaki annelerinden alkış ve onay almayı ihmal etmediler: "Böyle nasıl anne?", "Peki böyle…

Gecekondu Oyunevi :)

İkizler beni iyiden iyiye işteknik öğretmeni gibi kullanmaya başladılar. Kahvaltı sonrası karton, elişi kağıdı, uhu, makas, bant ve daha ne bulurlarsa yüklenip geliyorlar. Her güne yeni bir aktivite bulmak gerçekten zor iş. Neyse ki ikizlerin çenesini çekmektense aktivite çilesi çekmeyi yeğleyen bir anneyim :)

Geçen hafta çocuk odasının mobilyalarının geldiğinden bahsetmiştim. Kutuların arta kalanlarından güzel bir gecekondu yaptık. Tabii bunun için kırtasiye malzemelerinin yanı sıra bir de yemek masanızı feda etmeniz gerekiyor! Önce elimizdeki kartonları kapı ve pencere olacak şekillerde kestik, ardından istediğimiz renkleri seçerek pastel boya kullanarak hepbirlikte pencerelere perde ve kapılara kapı tokmağı boyadık ve yemek masamıza yapıştırdık. Ardından yine karton bir ruloyu siyah pastel boyayla boyayarak evin bacasını yapıp yapıştırdık. Masanın altına da iki battatiye bir kaç küçük yastık da yerleştirdik mi işte size mis gibi bir gecekondu oyunevi :)





Çocukları anlamak gerçekten …

Anne Çoraplarım Nerede?!

Geçenlerde Debenhams'a gitmiş ve güzel bir indirim yakalamıştım. Fotoğrafta görülen çorap kardeşler de 5'lik paket halinde eve gelen indirim ganimetlerinden biridir. Yalnız gariban çoraplar eve geldiklerine geleceklerine bin pişman oldular. İkizlerin eline düşen çoraplar perişan halde dört bir yana kaçıştılar :)

İkizlerim pek çok çocuğun aksine çorap giymeye bayılır. Yani izin versem Temmuz sıcaklarında bile çorapla yatıp çorapla kalkacaklar o derece! Tabii doğası gereği çorap düşkünü olan oğullarım bu şirin mi şirin çorap kardeşleri görünce sevinçten çılgına döndüler. 40 tl verip minyatür bir arı maya alsaydım ancak bu kadar sevinirlerdi...(ki oyuncakçılarda genel durum budur; serçe parmak büyüklüğündeki uyduruk ama marka oyuncaklara fahiş fiyatlar talep ederek ebeveyn ve çocukları birbirine düşürmek en büyük misyonlarıdır kanımca!)

Neyse efendim, lafı fazla uzattım. Bizimkiler çorapları giyiş o giyiş bir daha çıkarmak istemediler, altları leke oldu yıkamak istiyorum, yok ef…

İmdat ! Evi Korsanlar Bastı :)

Bir ara havalar bozmuştu ya hani, işte o ara evde kapalı kalan ikizler "şimdi ne yapacağız, şimdi ne oynasak, anne canım sıkılıyor, neden dışarı çıkmıyoruz, bize oyun kursana anne" gibi soru ve emir cümleleriyle hem beni hem de kendilerini yıprattılar. "Her sanatçının hayatında sancılı bir dönem olmuştur" düşüncesinden teselli bularak biz de evde kapalı kaldığımız o günlerde yaratıcı ruhumuzu ortaya çıkararak vakit geçirdik.

Babamız o gün bir paket elişi kağıdıyla gelmişti eve. Akşam akşam ne yapsak da uyku saatine kadar oyalansak diye düşünürken ikizlerden biri "hadi bana korsan elbisesi yap" diye atıldı. Fırsat bu fırsat diyerek saçtım elişi kağıtlarını ortaya ve renk seçmelerini istedim. İkisi de moru seçti. Hemen morun İngilizcesini patlatıverdim. "Pööörpleee mı anne?", "Purrrpplee mi anne?" "Apıl mı anne?" derken morun İngilizcesini öğrendiler. Bu arada nedense kimi zaman "Apple (Elma) ve Purple (Mor)'u karıştır…

Muhteşem Gatsby!

Çok uzun zamandır okuma uğraşıma hiç değinmediğimi fark ettim. Evet, ikizlerimle şu an elimin değdiği dişe dokunur tek meşgalem sanırım kitaplarım kaldı. Çoğunlukla ikizlerim uyurken zihnimi dinlendirmek maksatlı okumalar yapıyorum. Kimi zaman da onlar uyanıkken ve bir oyuna dalmışken, onlara örnek olabilmek adına beni görecekleri şekilde okuyorum kitaplarımı. Şimdilik onlar da bir kitapsever ve umarım bu huyları hiç değişmez!

Muhteşem Gatsby adlı kitabı henüz on dakika önce bitirdim ve sıcağı sıcağına hislerimi sizlerle paylaşmak istedim. Kitaba yanılmıyorsam ilk önce Paul Auster'ın Sunset Park kitabında rastladım. Sonra aynı kitabın adı Haruki Murakami'nin İmkansızın Şarkısı adlı kitapta da geçince, bu kitabı okumam gerektiğini hissettim.Ve hislerimde yanılmadım. Kitap adına yakışır biçimde muhteşemdi! Konusu, kişilik tahlilleri, çevre detayları, olay örgüsü, kişi bağlantıları, sürükleyiciliği ve dili bir bütün olarak kusursuzdu diyebilirim. Acı biten ve insanı düşündüren bi…

Artık İkizlerin Bir Odası Var! Yuppiii :)

İkizlerim doğduklarından bu yana hep benimle aynı odayı paylaştılar. İlk başlarda emzirdiğim için bu zorunluydu, sonraları bebeklerime sarılıp onların mis kokularını içime çeke çeke uyumak da benim için bir alışkanlık halini aldı, sonrasında da ikizler anneyle aynı odada yatmaya alıştılar ve ayrılmak istemediler. Daha iki gün öncesine kadar beşikleri hala yatak odamdaydı. Ancak iki gün önce, "artık üç yaşını doldurduk, bir atılım yapma zamanıdır" diye düşünerek mobilyacının yolunu tuttuk :)



İkizlerim zaten büyük yataklara bayılır. Beşikleri çöpe atacağız, size kocamannnnnn yataklar alacağız der demez hemen havaya girdiler zaten. "Biz büyüdük, abi olduk, yataklarımız da büyüyecek" diye dolanıp durdular ortalıkta. Tabii abi oldular ya odada yalnız yatmaya da hazırdılar güya...Güya diyorum çünkü mobilyalar döşenip de planlar uygulamaya konulduğunda birazcık suya düştüler. Burada da birazcık diyorum çünkü aslında ikizlerim uykuya dalana kadar yanlarında yatmam yeterli …

Memleketi de gördük şükür!

Bu yıl Mayıs ayında ikizlerim üç yaşını doldurdu. Artık özlemini çektiğim pek çok şeyi rahatlıkla yapabileceğimi söylüyor tecrübeli anneler. Memlekete de gidebilir miyim acaba diyorum kendi kendime? Her yıl yazlığa gidiyoruz ama resmen kabile kadar bir ekiple ve uçak vasıtasıyla. Yedi saatlik otobüs yolcuğunu bana zehir ederler mi acaba? Aklımın bir köşesinde hep bu acabalar gezinirken, memleket hasretiyle dolup taşan bendeniz zaten duymaya ihtiyacım olan bu tecrübe ve tavsiyelere gözü kapalı kulak verip düşüyorum yollara. Bu cümleyi yazmam çok kolay oluyor ama yollara düşmemiz o kadar kolay olmuyor. Valiz hazırlıklarına yardımcı olmak ve yol boyunca bize eşlik etmek üzere küçük bir ekip kuruluyor yine :)

Nihayet kazasız belasız ve de olaysız varıyoruz memlekete. Keşke daha önce gelseymişim dedirtecek kadar kolay geçiyor yolculuğumuz. Otobüsten inen ve  şaşkın ve meraklı gözlerle etrafı seyreden ikizlerime bakıyorum ve "büyüyorsunuz, beni de büyütüyorsunuz" diyorum içimden :…

Örümcek Adam Vakası!

Geçenlerde mahalle kırtasiyesine gitmiştik ikizlerimle, parka çıktığımız zaman gitmeden duramadıkları bir uğrak yeri oldu kırtasiye bizim için. Kırtasiye malzemelerini bitirip ıvır zıvır oyuncaklara takıldılar bugünlerde. İşte o gün de küçük kırmızı bir motorun üzerinde oturan minyatür birer örümcek adam alıp çıktılar.

Bir kaç gün sonra öğlen uykuya dalmadan dördüncü kez Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler kitabını okuyordum ki ikizler kitabın arkasında minikler için hazırlanmış örümcek adam kitabını görüp isteriz de isteriz diye tutturdular. Cumartesi günü gezmeye çıktığımızda en yakın D&R'da bulduk çok şükür. Hani uyku öncesi diye satılan serilere ait olan kitap. Fiyatı da çok uygun sadece 2.5 TL. Akşam eve 21.30 gibi geldik ve hiç abartmıyorum kitabı bana uyumadan önce altı kez okuttular.

Ertesi sabah "anne örümcek adam açsana" nidalarıyla uyandım. Elim kitaba uzanmıştı ki "hayır anne, bilgisayardan aç" cümlesiyle duraklatıldım. Yeni nesil artık her şeyin bil…

Arşive bir anı daha sakladık!

Bu hafta Erdek'ten Almanya'ya dönecek olan amcam ve yengem ikizlerimle biraz vakit geçirmek üzere üç günlüğüne bize uğradılar. İkizlerim misafire bayılır. Yeter ki ev kalabalık olsun, oyunlarına dahil edilecek daha çok insan olsun, şımartılsınlar, nazlansınlar, hoplasınlar, zıplasınlar...Sağolsunlar hem amcam hem de yengem bebişlerimin bir dediklerini iki etmezler. İkizler de bu durumdan yararlanmayı iyi biliyor doğrusu.

Çarşamba sabahı amcam tıraş olurken ikizler de pür dikkat onu izliyor. Babaları çok erken saatte tıraş olup evden çıktığı için pek alışkın değiller bu görüntüye. Bir meraklandılar ki sormayın. Ardından biri sordu hemen "amca ben de tıraş olabiler miyim mi?", diğeri de atıldı peşi sıra "ben de olabiler miyim mi amca? Ben de ben de!". Tabii amcam kolları sıvayıp ikizlerimin ilk sakal tıraşlarını gerçekleştirdi. Allahtan berberler gibi ilk tıraş parası da almadı bizden sağolsun :)




Sonuçta yukarıdaki görüntüler çıktı ortaya. Çok ama çok eğlendi…

Evimizdeki kolbastı ekibi :)

Neredeyse her gün kahvaltı sonrası J. Balvin'in Tranquila şarkısı eşliğinde dans ederek günlük spor faaliyetlerini gerçekleştiren ikizlerim bugün garip bir istekle karşıladılar beni. "Anne tabletten kombasta açar mısın?". Kombasta diye bir kavramı daha önce hiç işitmemiş olan bendeniz herhalde komposto istiyor diye düşünecekken, "hani var ya anne kombasta dansı" diye terime açıklama getiren bebelerim sayesinde "kolbastı" şarkısını istekte bulunduklarını nihayet anladım :)

Kolbastı klibini televizyonda görmüşler anlaşılan, çünkü klip isteğinin peşi sıra bir de "kombasta kıyafeti" giymek istediler ki buna çözüm bulmak beni biraz yıprattı. Kolbastı kıyafeti mavi olmalıymış sarı olmazmış, muhakkak bel çevresine sarılırmış omuza olmazmış, biri giyermiş biri giymezmiş falan derken benim şallarımdan birini bellerine doladım oldu bitti!


Aman efendim benim oğullarımda ne cevherler gizliymiş de ben farkına varamamışım. Rap müziğiyle kol ve ayak ritiml…

Kış Oyunları !

Malum sonbahar yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Gerek hafif hafif çişeleyen yağmuru gerekse "artık üşütmeye geldim" der gibi üfleyen rüzgarı nedeniyle park, sokak, çay bahçesi sezonunu yavaştan kapatıyoruz. Hal böyle olunca dışarıda geçirdiğimiz 2-3 saatlik süreyi de (hatta daha fazlası) evde geçirmek gerekiyor, bu da elbette yaratıcı bir çaba gerektiriyor. İkizler bugün oynadıkları oyunu yarın oynamak istemiyor; hatta bazen sabah ayrı, öğlen ayrı, ikindi ayrı, akşam ayrı bir meşgale istiyorlar kendilerine. Tabii ben de yaratıcı ruhlu bir anne olarak yırtınıp (ay yani çırpınıp) duruyorum evin içinde.

Uzun vadede ümit veren yeni oyunumuzu sizlere de ilham vermesi açısından burada paylaşayım dedim. Fotoğraftaki direksiyonlar belki de bebişlerim 1 yaşındayken falan alındı. O zaman düğmelerine basınca cırtlak cırtlak öten kornalar, sirenler ilgilerini çekiyordu, gelin görün ki aylar ilerledikçe bıkılan direksiyonlar bir kenarda unutuldu. Geçen gün temizlik yaparken elime…