Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni Yıl Kitap Listem

2011 okuma yılı olarak pek verimli değildi. Bebeklerimin bütün boş vaktimi alması (hatta dolu olan vaktimi de almaları), ev işi, ofis işi derken elime güzel bir kitap alıp sessiz sakin sayfaların arasında yitip gittiğim anlar pek yok gibiydi. Buna rağmen toplamda 22 kitap okumayı başardım. İşte 2011 kitap listem şu şekilde:
Firarperest - Elif ŞafakRuhsuz Adam - Nihal Atsız9. Hariciye Koğuşu - Peyami Safaİstanbul (Hatıralar ve Şehir) - Orhan PamukGülünesi Aşklar - Milan KunderaFatih -Harbiye  - Peyami SafaYirmici Yüzyılda Paris - Jules VerneAylak Adam - Yusuf AtılganGizlidir Bütün Aşklar - Maeve BinchyBizim Gizli Bahçemizden - Nermin BezmenKızıla Boyalı Saçlar - Kostas MourselasÇocuğum Yemek Yemiyor - Carlos GonzalesFısıltı - Becca FitzpatrickÇığlık - Becca FitzpatrickEroinle Dans - Canan TanLüsyen - Can DündarYe, Dua Et, Sev - Elizabeth GilbertSırça Tuzak - Nermin BezmenGörünmeyen - Paul AusterAşkın Ömrü Evde Uzar - Frederic Beigbederİskender -Elif ŞafakSessizlik  - Becca Fitzpatrick …

Ev Telefonunun İkizlerden Çektiği

Tek çocuklar da ev telefonlarına karşı büyük bir hayranlık ve merak duyar mı yoksa bu durum ikizlere özgü bir vaka mı acaba??!

Benim sincaplarım doğmadan telsiz telefon kullanıyorduk. Çok rahattı. Elimizde odadan odaya gez dolaş konuş. Sonra bebeler doğup hareketlenmeye başlayınca ilk hedefleri bu telsiz telefon oldu. Sıra sıra yere atarak ya da duvarlara çarparak ilk telefonumuzu rahmetli ettik.

Hal böyle olunca yedek olarak tuttuğum eski usul kablolu ev telefonunu bağladık hatta. Valla bebelerim kablo mablo dinlemedi. Önce telefonun makinesini hattan söktüler, ardından ahizesini makineden ayırmayı başardılar. Bütün bunlar olurken ev numarasından bizi arayan eş dost meraklanıp cep telefonlarımızdan bize ulaşmaya çalıştı. Cep telefonlarımız da genelde sessiz modda olduğundan kısa süreli bir panik havası kol gezdi memlekette!


Ev telefonunu sökülebilecek en küçük parçasına kadar ayırmayı başaran ve bunu bir rutin haline getiren bebelerim nihayet bundan da bıktı ve bu sefer de hattın ken…

Kanada'dan esen Hint rüzgarı...

Aslında bu yazımı  7 Aralık günü yazmalıydım. 7 Aralık 2011, Çarşamba. Yaklaşık 3 yıldır tanıdığım aslen Hindistanlı olan ancak Kanada'da yaşayan bir blog arkadaşımla, nihayet kıtaları aşıp buluştuğumuz gün! Ben İngilizce blogyazmaya başladığım günlerde Anjali'nin sitesi'ne rastlamıştım. Okuduğu kitaplardan ve gezdiği ülkelerden bahsettiği çok hoş bir blog. Ardından bloglarımıza bıraktığımız yorumlarla güzel bir arkadaşlık başlattık. Bu güzel arkadaşlığı Twitter ve FB gibi diğer ortamlara da taşıdık. Zamanla ailelerimizin de dahil olduğu bu güzel arkadaşlık sıkı bir dostluğa dönüştü...

Kasım ayında inanılmaz gerçekleşti ve bana Türkiye'ye geleceğini bildirdi. Gerçekten muhteşem bir sürpriz oldu benim için. İstiklal caddesinde buluştuk. Beraberimde annemi ve oğullarımdan birini de (Ege) (Deniz'i araba tuttuğu için teyzesiyle kaldı) görtürdüm. Karşılaşmadan önce çok heyecanlıydım. İngilizce ya da ara ara Hintçe konuşacaktık. Aksanı nasıldı hiçbir fikrim yoktu (daha ö…

Saklambaç Oynayan Elime Mum Diksin :)

Bugünlerde ikizlerimle ben yeni bir oyun geliştirme çabasındayız: Saklambaç! Oyun eski de, biz bu oyunu birlikte oynama mücadelesi veriyoruz. Oyunu  "saklambaç oynayan elime mum diksin" dizeleri ile başlatıyorum ancak benim dışımda hiç kimse avucuma parmağını koymuş olmuyor. Minik parmaklar ne yapacağını bilmeyen bir çaresizlikle ya havada asılı kalıyor ya da gözümü oymaya çalışıyor :) Mum dikme faslını geçince, ikizlerden biri hemen yatak odasına yatağın yanına saklanmaya çalışıyor (sabit yeri, başka yere girmedi henüz), diğeri kararsız odadan odaya dolanıyor. 2 dakika sonra birini yatağın yanında avlamış oluyorum, çığlık çığlığa kaçıyor o da. Saklambaç yakalama oyununa dönüşüyor. Diğeri ise odadan odaya dolanırken ne yaptığını çoktan unutmuş, salonda oyuncak atıyla oynamaya başlamış bile! Geçen akşam, yine salonda oyuncaklarımızla oynarken, bir ara televizyona dalmışım (Feriha Emir'le otele gidiyordu o sıra). Bir de baktım yanımda kimse kalmamış, oyuncaklarla başbaşayım…

İzlemek istiyorum...

Bugün bir kaçamak yapıp eşimle dışarıda yemek yedik. Ardından da Starbucks'ta bi' kahve molası verdik. Romantik akşam yemeğimiz sonuna doğru (teyzelerine bıraktığımız ikizlere olan özlemimizin 2 saat içinde devasa boyutlara ulaşması ve onların yanında olmayışımın verdiği vicdani huzursuzluk nedeni ile) çılgın oyuncak alışverişi ve çocuk kitapları koleksiyonu ile sonlandı. Halbuki akşamın başlangıcında 'Acaba sinemaya da gider miyiz' diye soruyordum kendime...Sanırım tüm çocuklu annelerin sorunu bu. Bedenen nerede olursanız olun, fikriniz ve zikriniz hep çocuklar!
Bu arada itiraf edeyim 18 aydır, yani ikizlerim doğduğundan beri, sinemaya gitmedim. 2 saat boyunca kedimi karanlık bir salona ve alıcılarımı dış dünyaya kapatacak kadar henüz bebeklerimden ayrı kalamıyorum. Annemle bir iki kez DVD keyfimiz oldu. Hepsi bu. Tabi bu arada vizyonu takip edemedim ancak 2 filmi izlenecekler kısmına not ettim... Birincisi "Şafak Vakti". Alacakaranlık serisinin son filmi. Dör…

İskender -Elif Şafak

'Elif Şafak' adı beni her zaman şaşırtmıştır. Bu kadın bu kadar şeyi nasıl biliyor, bu kadar şeyi nasıl uyduruyor/hayal ediyor, hayal gücünün duvarları yok mu, bir sınırı/soluğu yok mu, nasıl bu kadar akıcı/etkileyici/hafızaya tutunucu/kalbe işleyen/zihne nakşedilen/umutlandıran/sevdiren/üzen/mutlu kılan (listem sonsuza kadar uzayabilir) satırlar üretebiliyor?!! Neredeyse bütün kitaplarını okudum ancak bilmeceyi halen çözemedim.

Bit Palas ve Med-Cezir dışındaki bütün kitaplarını hafızama çoktan kazıdım. Med-Cezir'i hiç elime almadım. Bit Palas'a da başladım ancak 100. sayfada çeşitli nedenlerden ötürü ara vermek durumunda kaldım ve bir daha da sıra gelmedi. En çok etkilendiğim kitabı 'Aşk'. Bu kitabın yeri bende bir başka, başucu kitabım oldu desem yeridir. Hatta bununla ilgili kendisine bir mail attım ve asistanından (kendisi o ara İngiltere'de İskender'i yazmakla meşguldü) çok nazik bir cevap aldım.

Gelelim İskender'e! Kitap piyasaya ilk çıktığınd…

Mini Alışveriş

Bugün annemin bizimle son günüydü. Kendisi yarın ne yazıkki memlekete dönüyor. Artık kim bilir ne zaman gelir ziyaretimize :( son günümüzü de boş geçirmeyelim dedik. İkizlerden birini alıp (bu aralar sırayla dışarı çıkarmaya başladık) düştük Cevahir yollarına (İstanbul'da yaşayanlar bu alışveriş merkezini bilir). Aslında amacımız anneme kaban bakmaktı ama annem zevkine göre bir şey bulamadı. Bu esnada hiç bir şey almayacak olan ben kaşla göz arası bir kaç parça eşya satınalmışım yine. İkizlere arkadaşım tavşancık kitabı ve pijama takımı, kendime de Koton'dan (%50 indirim vardı) siyah triko bir kazak (kışın siyah vazgeçilmezimdir) ve Pastel marka bir pudra.

Aslında Pudra markası olarak Carmina 07'yi tercih ediyordum ama o da piyasadan kaldırılmış. Elimde olan son kutuyu da ikizlerim yere düşürüp paramparça etti. Kozmetik mağazasındaki bayan bana Pastel'i önerdi. Tenimin rengine çok yakın olan 35 numarayı tercih ettim. Sürüşü, dokunuşu oldukça yumuşak. Kullandığım kozmet…

Bir Cumartesi Hikayesi

İkizlerime hamile kaldığım andan itibaren annem ve teyzemler dahil neredeyse bütün tanıdıklarım "Çok şanslısın, bir taşla iki kuş vurdun, üstelik ikizler melekler kadar uslu olur" şeklinde yorum yapmışlardı. Bütün bu yorumların ne yazık ki zavallı ikiz annelerini teselli etmek için yapıldığını ancak bebeklerimi dünyaya getirdiğimde anladım. Bebek bekleyen veya böyle bir niyeti olan ebeveynlere buradan açık ve net bir şekilde seslenmek istiyorum: HAYIR, İKİZLER USLU DEĞİLDİR! Hele ikisi de oğlan olmuşsa vay halinize :)

Bu Cumartesi havanın güzel olmasını bir fırsat bilip vurduk kendimizi yollara...tabi öncesinde 1,5 saat kadar bebeklerin doyurulması, alt değiştirme, ikisinin giydirilmesi, benim, eşimin ve anneannemizin hazırlanması, bebek çantası hazırlanması, vs. sürdü. Ardından durakta taksi kalmadığından 15-20 dk. taksi bekledik (Her yere en az 3 yetişkin ile gidebildiğimizden, ikizlerim henüz otobüs veya minibüse binmedi). Taksiye binip daha 10 dk. yol alamamışken 2 nolu …

Aşkın Ömrü Evde Uzar -Frederic Beigbeder

Geçenlerde kitaplığımda ne var ne yok diye bakınırken bu kitap geçti elime. Daha önce okuduğumu hatırlıyordum ama ne konusunu ne de kahramanlarını anımsadım. Hadi dedim bir tekrar yapalım, gömülelim kitaba çikolatalı cappucino eşliğinde...içecek güzeldi de kitabın daha ilk sayfasında karalar bağladım 'hay başlamaz olaydım' diye. Ne yazık ki başladığı kitabı yarım bırakmayanlardanım. Çekilecek cilemiz varmış. Kısacık kitap (108 sayfa) benim elimde 32 ciltlik Meydan Larousse'a dönüştü, bitmek bilmedi.

Kitabın konusuna gelince,   "Son zamanların en snop kitabı hangisi? Hiç tereddütsüz alkolik, nihilist ve sarkastik bir acemi çapkının kaşla göz arasında çiziktirdiği Aşkın Ömrü Evde Uzar" diyor Le Monde kitabın arka kapağında. Bana sorarsanız (ben bu kitaba o kadar iyimser yaklaşmayacağım) akli dengesini yitirmiş ya da kişilik bulanımına düşmüş birinin anlamsız zırvalamaları olarak tasvir edebilirim. Karakterler zayıf, akılda kalmayan, hayatınızda hiç bir iz bırakmaya…