Ana içeriğe atla

Kanada'dan esen Hint rüzgarı...

Aslında bu yazımı  7 Aralık günü yazmalıydım. 7 Aralık 2011, Çarşamba. Yaklaşık 3 yıldır tanıdığım aslen Hindistanlı olan ancak Kanada'da yaşayan bir blog arkadaşımla, nihayet kıtaları aşıp buluştuğumuz gün! Ben İngilizce blog yazmaya başladığım günlerde Anjali'nin sitesi'ne rastlamıştım. Okuduğu kitaplardan ve gezdiği ülkelerden bahsettiği çok hoş bir blog. Ardından bloglarımıza bıraktığımız yorumlarla güzel bir arkadaşlık başlattık. Bu güzel arkadaşlığı Twitter ve FB gibi diğer ortamlara da taşıdık. Zamanla ailelerimizin de dahil olduğu bu güzel arkadaşlık sıkı bir dostluğa dönüştü...

Kasım ayında inanılmaz gerçekleşti ve bana Türkiye'ye geleceğini bildirdi. Gerçekten muhteşem bir sürpriz oldu benim için. İstiklal caddesinde buluştuk. Beraberimde annemi ve oğullarımdan birini de (Ege) (Deniz'i araba tuttuğu için teyzesiyle kaldı) görtürdüm. Karşılaşmadan önce çok heyecanlıydım. İngilizce ya da ara ara Hintçe konuşacaktık. Aksanı nasıldı hiçbir fikrim yoktu (daha önce telefonda bile görüşmemiştik). Yola çıktığımda çok gergindim. Öyle ki etrafa yaydığım kötü enerji nedeniyle otobüsümüz bile bozuldu (ya da İETT otobüs bakımlarını ihmal ediyordu). Nihayet Taksim'e vardık. Meşhur buluşma yeri olan Burger King'in önünde sıcacık bir kucaklaşma yaşadık. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu ama bizim özlem dolu sıcak dostluğumuz kasvetli havayı dağıtmıştı bile.

Biraz yürüdük, havadan sudan konuştuk. Yolculuğunun nasıl geçtiğinden bahsetti, benim bebişler hakkında uzun uzun sohbet ettik. O da kızlarını anlattı bana. Anne olmanın zorluklarını, ama eşi benzeri olmayan bir duygu olduğunu. Sonra öğle yemeği yedik. Ardından Türk usulü tatlılar ve kahve. O kadar sıcak kanlıydı ki her gün görüştüğüm, yüz yüze geldiğim arkadaşlarımdan bile daha derin bir sohbete girdik.

Kendisine bu günün anısına üzerinde Mevlana figrü olan nazar boncuklu bir kolye hediye ettim. O da benim ufaklıklara bir çanta dolusu çikolata getirmiş. Bir kısmını yeğenime hediye ettim. Kalanları da (resimdekiler) ufaklıklardan ziyade ben mideye indirdim.
İkimiz hakkında enteresan olan, benim Türk olup Hint kültürüne beslediğim hayranlık  ve onun da bir Hintli olup Türk kültürüne hayranlık duymasıydı. Mesala bizim Duman grubuna aşık kendisi. Üstelik Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Tıpkı benim Hintlilerin meşhur aktörü Shah Rukh Khan fanatiği olmam ve 2 yıldır Hintçe'yle uğraşmam gibi...Garip ama muhteşem bir tesadüf bence!

Nihayet ayrılma vakti geldiğinde gerçekten üzüldüm. Çok fazla vakit geçirememiştik ama internette başlayan dostluğumuzu gerçeğe taşımış, iki kültürü birleştirmiş ve muhteşem zaman geçirmiştik!

Kanada gibi soğuk bir ülkeden esen sıcacık Hindistan rüzgarı...ve arkası Musonlar...bakın yağmurlar başladı bile :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vişneli Cheesecake (Ya da Şekersiz Vişne Marmelatlı İllüzyon)

Bu sabah ig'de yayınladığım ve tamamen uydurmasyon olan vişneli cheesecake tarifini gerek yorum, gerekse özelden soran çok oldu. Anında tarif veremiyorum çünkü glutensiz tariflerimi çoğunlukla göz kararı malzemelerle uydurarak yapıyorum. Glutensiz, tahılsız, laktozsuz ve şekersiz diyet benim de yeni yeni mutfağıma adapte etmeye çalıştığım bir uygulama ve bu aşamada deneme-yanılma yönteminden çokça faydalanıyorum.

Vişneli Cheesecake adı altında yaptığım bu tarif ise üç aşamadan oluşuyor. 1. aşama taban, 2. aşama şekersiz vişne marmeladı ve son olarak da bu ikisi arasına süreceğiniz %100 keçi krem peyniri (laktozla aranız iyiyse herhangi bir krem peynir ya da daha da güzeli evde yapacağınız hafif bir pasta kreması da işinizi görür).

Taban, aslında bir çeşit kek; az miktarda hamuru geniş bir kaba yayarak pişirirseniz taban inceliğini kolaylıkla elde edebilirsiniz. İşin içine mısır unu ve hindistancevizi unu da girince, normal kekten ziyade taban olarak kullanılmaya elverişli oluyor.

İkizlerle Fosil Kurabiye Yapımı :)

Bu ay Meraklı Minik dergisini okurken sayfaların birinde ikizlerim güzel bir kurabiye tarifi gördüler...mutfakta benden daha başarılı olmalarının verdiği cesaretle "hadi anne kurabiye yapalım" diyerek beni de mutfağa doğru iteklediler. Tarife baktım, gayet zahmetsiz olduğunu görünce "hadi yapalım" dedim ben de ve bu sabah sıvadık kolları...

Eldivenler, kalıplar, oklavalar havada uçuştu...Yok "pekmezi ben dökecem, hayır unu ben boşaltıcam, hayır anne hamuru ben açıcam" derken kurabiye hamurumuzu yoğurduk. Bir miktar buzdolabında bekletmek gerekiyordu. Dolaba koyduğum hamuru çıkarmaya gittiğimde yanı sıra oyuncak dinazor ve boş kapların da hamura eşlik ettiğini gördüm.

Güç bela hamuru açtım, bardakla minik daireler yaptık ve son olarak da tahta kaşığın ucuyla dinazor ayağına benzeyen ayak izleri koyduk kurabiyelerin üzerlerine. Artan hamurla da yarım saat kadar oyun hamuru kalıpları kullanarak vakit geçirdiler.



Ve sonuç mükemmel oldu. Kurabiyeler hem besle…

Evi Sadeleştirme İşine Devam Etsek De ...

Yaz sonlarına doğru çok oyuncağımız olduğundan, evin çok dağıldığından ve bu durumun çocukları olumsuz etkileyebileceğinden yakınmış ve bu konu üzerine bir de YAZI yazmıştım. Bu konular üzerine düşünmeye başlamamda bu dönemde okumuş olduğum Daha Sade Bir Hayat kitabının da etkisi olmuştu tabii. Hem kalabalıktan bıkmışlığım hem de kitapta okuyup değerlendirdiğim noktaları baz alarak bir takım kararlar almıştım. Örneğin, daha az oyuncak alınacak, aynı oyuncaktan iki tane alınmayacak, bir set oyuncak toplanmadan diğer oyuncaklar dökülmeyecek, çocuklar oyuncakları toplamama yardım edecek, evde kullanılmayan eşyalar gözden ırak yerlere kaldırılacak, çocukların yaşına uygun olmayan oyuncaklar dağıtılacak ve saire....
Aradan aylar geçmiş ve ben geçen akşam aşağıdaki fotoğrafı çekmişim!

Aldığım kararların hiçbirini uygulamadım değil elbet. Her ne kadar belli olmasa da oyuncakların büyük bir kısmını ayırıp sakladım. Bir diğer kısmını ihityacı olanlara dağıttım. (Her ne kadar iki parça kaldırd…