Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çocuklarınıza Düzen Kavramını Öğretiyor musunuz?

Hiç bir zaman böyle ak patiskalar serecek, havlu kenarlarına akça danteller gerecek, halıları ağarana kadar silecek titizlikte bir kadın olmadım. Maalesef ya da iyi ki içimde böyle bir kız çocuğu hiç olmadı. Bu noktada titizlik ve temizlik kavramını ayıralım ama. Her daim temiz ve düzenli oldum. Özellikle düzenime çok düşkünümdür. Mesela ikizlerimden önce DVD'ler alfabetik sıraya göre düzenlenir, kitaplar yazar adlarına göre gruplandırılır, giysilerim renklerine göre asılır, makyaj malzemelerim türüne göre kutulanırdı. İkizlerden sonra durum değişti tabii, düzen kavramı hayatımdan tamamen çıkıp gitti. Yatarken ayağıma giyeceğim pijamamı bile bulamaz oldum. Geçtim makyaj malzemelerimi tarak yüzü dahi görmedim. Yeni anne olacakların morali bozulmasın sakın. Bu geçici bir durumdu. Çocuklar büyüdükçe düzenimiz de yavaş yavaş geri gelmeye başladı. Tabii bu düzen o düzen değildi artık; yani düzen kavramı yeni bir boyut kazanmıştı. Örneğin kitaplar yırtılmadan, karalanmadan raflarda bir…

Işın Kılıcı Düş Yakamızdan!

Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi sürüsüne bereket oyuncak bulmak mümkün değildi. Zaten çok çeşit de yoktu. Almanya'dan gelen kuzenlerimizde et bebekleri gördükçe küçük dilimizi yutardık şaşkınlıktan; o et bebeklerin eskiyince bizim olacağını bilmek de ayrı bir mutluluktu tabii. Biz yine şanslıydık, annem de babam da oyuncak yönünden hiç kısmadılar. Ben de onlara çekmişim demek ki! Benim boyumda bir bez bebeğim vardı masmavi, bir de pembe çay takımları, ne alaka bilmem ama bir ordu dolusu da plastik asker. Biraz daha büyüdükçe barbie bebekler eklendi. Önce ucuz pazar versiyonları ardından da hakikiler :) Ama en sevdiğim oyuncağım rahmetli canım babaannemin pazardan getirdiği plastik beşiğinde uslu uslu sallanan plastik bebeğimdi. Ne bir giysisi vardı ne tek tel saçı ama benimdi ve benim gözümde çok güzeldi...

Şimdi piyasa değişti tabii. Eski pazar oyuncakları kalmadı artık. Pazardaki tezgahlara bakıyorum da çoğu orijinal figür oyuncaklarının Çin Maçin kopyası. Hem uyduruk hem de …

Anneler Kitap Okur mu?

İkizlerim doğmadan önce yoğun çalışıyordum. Sabahın bir körü henüz karga sülalesi masa başına oturmadan evden çıkıyor ve tüm günü ofiste geçirdikten sonra gün yüzü görmeden akşam karanlığında eve giriyordum. Her ne kadar fiziksel olarak bir yorgunluğum olmasa da uyuşmuş olan beyin kaslarım ne yemek yapmama elveriyordu ne de temizlik. Ben de bu işleri en kolay yoluyla hallediyordum: Dışarıda yemek ve eve yardımcı almak. Böylece kendime ayırabileceğim az biraz zamanım kalıyordu. İşte bu az zamanımı sürekli okuyarak geçiriyordum. Kitaplar artık raflara sığmaz olmuştu. Maaşımın yarısını kitapçılarda yiyiyordum. İçkim sigaram yoktu şükür ama kitap bağımlılığım vardı :)

Derken ikizlerim doğdu ve kendimi büyük bir hengamenin ortasında buluverdim. Bebek bakımı mı? O da ne? derken sağ olsun annem ve kayınvalidem en münasip şekilde bana ne olduğunu bellettiler :) İkizler her ağladığında odadan odaya koşarken, makineyle süt sağarken, gecenin bir körü ikizlerden biri kucağımda gaz mücadelesi ver…

Annelik ve Endişe Tohumu

Bence her kadının içinde doğuştan gelen bir endişe tohumu yer alır. Hamilelikle birlikte bu tohumun kabuğu çatırdamaya başlar ve doğumla birlikte de endişe tohumu en umulmadık yerlere kadar sürer filizlerini. En azından benim için bu böyle olmuştu. Tabiatım gereği zaten kaygılı yaklaşırdım hayata ancak ikizlerim doğduktan sonra bu endişe filizleri beni tamamen sarıp sarmaladı; başkalarının deyişiyle içime kaygı canavarı girmişti bir kez!

Filizlerin güçlenmesinde ikizlerimin 7 aylık doğması, doğduklarında kedi yavrusundan bile küçük (ve çirkin olmaları), 2 aylık küvöz sürecimiz, bu süreçte yaşanan talihsiz tıbbi vakalar, taburcu sonrasında hala ele alınamayacak kadar zayıf ve hastalığa yatkın olmaları da büyük bir rol oynamıştır sanırım. Aksi halde ruhsal durumumu etkileyecek kadar kaygılı bir anneye dönüşeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi.

İkizlerim yeni doğduğunda üç kadındık evde: ben, dönüşümlü olarak annem ya da kayınvalidem ve bir yardımcı teyze. Şimdi anlıyorum ki bir eve üç …

Kış günleri devam ederken...

Geçen haftanın ışıl ışıl gönül çelen kış günleri gitti ve yerini koyu kasvetli yine soğuk zamanlara bıraktı. Hal böyle olunca bizim de ev mahkumiyetimiz kaldığı hızla devam etmekte...Arada yapılan AVM kaçamaklarını saymıyorum. Kapalı özel bir alandan kapalı genel bir alana geçiş hayatımıza pek bir çeşni katmasa da "eh işte!" dedirtiyor sadece.


Soğuk kış günlerimin vazgeçilmezleri, kapalı kutu güzelliklerim...kitaplarım yine baş köşeyi aldılar. Bu hafta raflarda yerini henüz almış olan Prof. Dr. Yonca Tabak'ın Çocuk ve Alerji kitabına başladım. İkizlerden biri atopik dermatit, cildi o kadar hassas ki! İleri de astıma dönüşmemesi için neler yapmamız gerekiyor bilmem gerek. Satır satır hatmediyorum kitabı. Sonrasında da tedaviye başlamak niyetimiz. Henüz 40 sayfa okumama rağmen kitabın oldukça bilgilendirici olduğunu ve tıbbi kavramlar herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmış olduğundan kolay bir okuma olduğunu şimdiden belirtebilirim.

Eş zamanlı olarak yine bir Füruzan k…

Evde Oyuncak Yapımı :)

Gecikmiş bir yazıyı yazıyorum bugün. Fotoğrafı facebook'ta yayınlayalı çok oluyor ama hikayemizi bir türlü kayıtlara geçiremedik!
Hep yakınıyorum ya hani oyuncağa bir ton para döküyoruz, sonra oynaması ayrı sorun toplaması ayrı diye; hakkımız yenmesin, kimi zaman da evde kendimiz oyuncak yapıyoruz. Her ne kadar el işlerine yatkın olmasam da uydura kaydıra ikizlerimin gönlünü hoş tutacak kadar bir şeyler becerdiğim de oluyor hani. Geçenlerde televizyonda görmüşler. Can'ın babaannesi güzel mi güzel bir kanguru dikmiş. Hemen koştular tabii yanıma: "Anneeaaa bize kanguru diker misin?". Düşündüm taşındım ve gayet dürüst olmaya karar verdim. "Anneciklerim kanguru dikme gibi bir yeteneğim yok maalesef ama isterseniz birer tane yılan dikebilirim" :D
Bu fikre bayıldılar ve hemen malzeme toplamaya başladılar. Bir adet eski atlet, iki adet düğme, biraz pamuk, biraz iplik ve iğne ile yarım saatte iki yılanı kotarabildik şükür. Yılanları karışmasın diye de birinin gözl…

Evi Sadeleştirme İşine Devam Etsek De ...

Yaz sonlarına doğru çok oyuncağımız olduğundan, evin çok dağıldığından ve bu durumun çocukları olumsuz etkileyebileceğinden yakınmış ve bu konu üzerine bir de YAZI yazmıştım. Bu konular üzerine düşünmeye başlamamda bu dönemde okumuş olduğum Daha Sade Bir Hayat kitabının da etkisi olmuştu tabii. Hem kalabalıktan bıkmışlığım hem de kitapta okuyup değerlendirdiğim noktaları baz alarak bir takım kararlar almıştım. Örneğin, daha az oyuncak alınacak, aynı oyuncaktan iki tane alınmayacak, bir set oyuncak toplanmadan diğer oyuncaklar dökülmeyecek, çocuklar oyuncakları toplamama yardım edecek, evde kullanılmayan eşyalar gözden ırak yerlere kaldırılacak, çocukların yaşına uygun olmayan oyuncaklar dağıtılacak ve saire....
Aradan aylar geçmiş ve ben geçen akşam aşağıdaki fotoğrafı çekmişim!

Aldığım kararların hiçbirini uygulamadım değil elbet. Her ne kadar belli olmasa da oyuncakların büyük bir kısmını ayırıp sakladım. Bir diğer kısmını ihityacı olanlara dağıttım. (Her ne kadar iki parça kaldırd…