Ana içeriğe atla

Sevgili Günlük #7

Sevgili Günlük,

Geçen hafta yine göz açıp kapayıncaya kadar sona erdi. Günler akıp geçiyor mu yoksa içinde bulunduğum karmaşa ve kargaşadan bana mı öyle geliyor? Bir hareketliliktir sürüp gidiyor etrafımda...bana da seyirci kalmak düşüyor sanki. Hani hep derler ya zamanı tutamıyorum diye...öyle bir şey sanki...Neyse bu kadar felsefe ve edebiyatın ardından geçen hafta boyunca bakalım neler yapmışız :)


Geçen sene BİM'den aldığımız plastik atımız bu aralar favorimiz. Öyle ki atı paylaşamıyoruz, sıramız gelene kadar beklemek yerine kardeşimizin arkasına atlayıveriyoruz. Öndeki Ege, çantasını takmış güya motora biniyor, arkadaki de Deniz o da benim DVD kutumu kask niyetine kafasına geçirmiş :)


Bu pisiciği de geçen hafta evlat edindik. Bir sabah kendisine peynir verme gafletinde bulunduk. Artık her sabah aynı saatte karşı evin çatısına tüneyip bizim pencereyi gözler oldu. İkizlerim de alıştı tabii ona. Uyanır uyanmaz dolaba peynir kapmaya koşuyorlar. Bu gidişle evde kahvaltılık peynir falan kalmayacak!


Ve yeni bir oyun icat ettik. Yatak olabilen koltuğun boşluğuna sırayla girip sonra da birbirlerini oradan kurtamaca oyunu. Bu da ikizerimin ne kadar formda olduğunu gösteriyor. Hiç bir şey yemiyorlar, yakında kibrit kutusuna bile girebilecekler :/



Sevgili anne geçen hafta kendisi için ne yaptın diye soracak olursanız...film izleme şansım olmadı. Ancak Pakistan'da bir televizyon kanalında yayında olan ve pek sevilen bir dizi izlemeye başladım. İlk sekiz bölümünü bitirdim ve gayet zevk aldım. İngilizce alt yazılı olarak izliyorum böylece az biraz bildiğim Urduca'mı da geliştirmeye çalışıyorum. Dizinin adı Humsafar...sevgili ya da ruh eşi gibi çevrilebilir Türkçe'ye.

Bu arada havaların güzelleşmesiyle birlikte parklara gitmeye de başladık ancak koşturmaktan parkta fotoğraf çekmeye fırsatımız olmadı.

Ve bir hafta daha geçip gitti :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkizlerle Fosil Kurabiye Yapımı :)

Bu ay Meraklı Minik dergisini okurken sayfaların birinde ikizlerim güzel bir kurabiye tarifi gördüler...mutfakta benden daha başarılı olmalarının verdiği cesaretle "hadi anne kurabiye yapalım" diyerek beni de mutfağa doğru iteklediler. Tarife baktım, gayet zahmetsiz olduğunu görünce "hadi yapalım" dedim ben de ve bu sabah sıvadık kolları...

Eldivenler, kalıplar, oklavalar havada uçuştu...Yok "pekmezi ben dökecem, hayır unu ben boşaltıcam, hayır anne hamuru ben açıcam" derken kurabiye hamurumuzu yoğurduk. Bir miktar buzdolabında bekletmek gerekiyordu. Dolaba koyduğum hamuru çıkarmaya gittiğimde yanı sıra oyuncak dinazor ve boş kapların da hamura eşlik ettiğini gördüm.

Güç bela hamuru açtım, bardakla minik daireler yaptık ve son olarak da tahta kaşığın ucuyla dinazor ayağına benzeyen ayak izleri koyduk kurabiyelerin üzerlerine. Artan hamurla da yarım saat kadar oyun hamuru kalıpları kullanarak vakit geçirdiler.



Ve sonuç mükemmel oldu. Kurabiyeler hem besle…

Vişneli Cheesecake (Ya da Şekersiz Vişne Marmelatlı İllüzyon)

Bu sabah ig'de yayınladığım ve tamamen uydurmasyon olan vişneli cheesecake tarifini gerek yorum, gerekse özelden soran çok oldu. Anında tarif veremiyorum çünkü glutensiz tariflerimi çoğunlukla göz kararı malzemelerle uydurarak yapıyorum. Glutensiz, tahılsız, laktozsuz ve şekersiz diyet benim de yeni yeni mutfağıma adapte etmeye çalıştığım bir uygulama ve bu aşamada deneme-yanılma yönteminden çokça faydalanıyorum.

Vişneli Cheesecake adı altında yaptığım bu tarif ise üç aşamadan oluşuyor. 1. aşama taban, 2. aşama şekersiz vişne marmeladı ve son olarak da bu ikisi arasına süreceğiniz %100 keçi krem peyniri (laktozla aranız iyiyse herhangi bir krem peynir ya da daha da güzeli evde yapacağınız hafif bir pasta kreması da işinizi görür).

Taban, aslında bir çeşit kek; az miktarda hamuru geniş bir kaba yayarak pişirirseniz taban inceliğini kolaylıkla elde edebilirsiniz. İşin içine mısır unu ve hindistancevizi unu da girince, normal kekten ziyade taban olarak kullanılmaya elverişli oluyor.

Evi Sadeleştirme İşine Devam Etsek De ...

Yaz sonlarına doğru çok oyuncağımız olduğundan, evin çok dağıldığından ve bu durumun çocukları olumsuz etkileyebileceğinden yakınmış ve bu konu üzerine bir de YAZI yazmıştım. Bu konular üzerine düşünmeye başlamamda bu dönemde okumuş olduğum Daha Sade Bir Hayat kitabının da etkisi olmuştu tabii. Hem kalabalıktan bıkmışlığım hem de kitapta okuyup değerlendirdiğim noktaları baz alarak bir takım kararlar almıştım. Örneğin, daha az oyuncak alınacak, aynı oyuncaktan iki tane alınmayacak, bir set oyuncak toplanmadan diğer oyuncaklar dökülmeyecek, çocuklar oyuncakları toplamama yardım edecek, evde kullanılmayan eşyalar gözden ırak yerlere kaldırılacak, çocukların yaşına uygun olmayan oyuncaklar dağıtılacak ve saire....
Aradan aylar geçmiş ve ben geçen akşam aşağıdaki fotoğrafı çekmişim!

Aldığım kararların hiçbirini uygulamadım değil elbet. Her ne kadar belli olmasa da oyuncakların büyük bir kısmını ayırıp sakladım. Bir diğer kısmını ihityacı olanlara dağıttım. (Her ne kadar iki parça kaldırd…