13 Nisan 2013 Cumartesi

Okuyorum No. 6


Mart ayının sonu ve Nisan ayının ilk haftası itibariyle üç kitap bitirdim. Bu aralar biraz gözlerimdeki ağrı biraz da izlemek istediğim filmlerin birikmesi nedeniyle okuma uğraşım bir miktar sekteye uğradı...bilinçli olarak biraz daha az okuyorum yani...ama şu da bir gerçek ki bu yoğun günlerimde kitaplar kesinlikle birer kurtarıcı...zihnimi onlar sayesinde dinlendirebiliyor ve yine kitaplar sayesinde enerji topluyorum...

Geçen haftalarda bitirdiğim kitaplara gelince:  Öncelikle kalın bir kitap gibi görünen ancak kolay okunan bir kitap olarak değerlendirdiğim Markus Zusak'ın Kitap Hırsızı'nı bitirdim. Gerçekten sürükleyici bir kitap. Bilinen bir takım tarihi acı gerçeklerle bir çocuk gözünden ve Ölüm'ün anlatımıyla yeniden karşılaşmak farklı bir deneyim. Okurken çok zevk aldım.

Sonra yine çocuk yetiştirme sanatıyla ilgili bir kitap olan Kim John Payne ve Lisa M. Ross tarafından hazırlanmış olan Daha Sade Bir Hayat kitabını okudum. Yazara yer yer katılmadığım anlar oldu ancak genel bir bakış açısıyla yaklaşacak olursam kitabın kesinlikle yararını gördüm. En azından evdeki oyuncak sepeti sayısını üçten ikiye düşürebildim. Sadeleştirmede ilk adım ! :)

Ve son olarak chit-lit bir kitap olarak değerlendirdiğim ve uzun zamandır bu kadın ne yazıyor da bu kadar çok satıyor diye merak ettiğim Debbie Macomber'ın Gül Limanı Oteli'ni okudum. Rahat okunuyor,  genel olarak bir şekilde kesişen insan hayatları, kaderleri ve bu insanların meydan okumaları ile şekillenen kitap nedense beni pek çekmedi. Sanırım yazarın çok fazla detaya yer vermesi beni biraz sıktı.

Herkese keyifli okumalar!

10 Nisan 2013 Çarşamba

Sevgili Günlük #9

Bugün blog'uma bir de baktım ki on günden fazla bir süredir tek bir satır bile yazmamışım. Aslında vaktim vardı. Çok yoğun bir hafta geçirmedik ancak havaların ısınmasıyla birlikte bilgisayardan ziyade parklara, çay bahçelerine ve alışveriş merkezlerine yakın bir hafta geçirdim.



Evet, AVM sezonunu açtık ve geçen hafta sonu Metrocity'ye gittik. Güzel bir yemeğin ardından Migros katındaki oyun bölümüne geçtik. Oradaki oyuncakları yenilemişler. Hem daha fazla hem de daha eğlenceli seçenek sunmuşlar çocuklar için. Hatta bir ara ben bile kendimi masa hokeyi oyununa kaptırmışım. Buranın en iyi yanı diğer alışveriş merkezlerindeki karanlık, basık ve gürültülü oyun salonlarının aksine ferah, aydınlık ve nispeten sessiz ve sakin olması bence...



Oyun salonunun ardından biraz oyuncakçı gezdik ve tek bir tane bile oyuncak almadan mağazadan çıkmayı başardık. Ardından İnkilap kitapevine gittik ve çok sevdiğimiz dil kartlarından bir deste daha aldık. Artık bildiğimiz İngilizce kelimelerin sayısı daha çok olacak (umarım !) :))

Geçen on gün içerisinde kendim için yaptıklarıma gelince: İki adet film izleme şansı buldum. İnkaar (Reddetme) ve Talaah (Arayış); her iki film de gayet zevkliydi. Sadece güzel vakit geçirmek isterseniz İnkaar filmini tavsiye ederim. Yok ben illa ki sosyal mesaj da almak isterim, biraz da duygulanayım, tüylerim diken diken olsun derseniz doğru tercih Talaash olacaktır.




Önümüzdeki hafta yoğun geçecek. Önce bebelerin aşıları var (artık bu son aşımız, hayırlısıyla bu da bitsin sonrasında ilkokula kadar rahatız). Sonra Almanya'dan amcam gelecek :)