28 Eylül 2012 Cuma

Yeni Kitabımız - Sinderella

Dün ikizlerimin kaydı vardı (ikizlerde dil araştırması adlı çalışmaya katılan gönüllülerdeniz). Bilgi Üniversite'sinden kayıt yapan ablamız sabah erkenden bizi ziyarete geldi. Hem konuşmalarını kaydetti hem de çok güzel oyunlar kurguladı. Artık ablalarına tamamen alışmış olan bebelerim kızcağızın tepesinden  inmedikleri gibi odadan odaya koşturup durdular. En kötüsü de kızcağız daha kapıdan içeri giremeden "Gel Asli, bize ne süpyiz getirdin?" diye sormaları oldu. Aslı'nın çantasındaki oyuncak ve kitaplara kavuşan ikizlerimin keyfi tavan yaptı. Aslı giderken bize aşağıda görmüş olduğunuz Sinderalla kitabını hediye etti.

Kitap Parıltı yayıncılıktan çıkmış, Akordiyon kitap olarak geçiyor. Bol resimli, az yazılı ve aşağıda görüldüğü gibi akordiyon şeklinde katlanıp açılıyor. Tam benimkilere göre yani. 
Kitabı henüz okuma fırsatımız olmadı. Ama bol bol açıp kapatmayı ihmal etmedik. Şimdi kitaplığımızın en şık köşesinde okunma sırasının gelmesini bekliyor.


Bunlar da akordiyon dizisine ait diğer kitaplar. Bence çok tatlılar! Daha önce bu kitaplardan alan, okuyan, kullanan var mı? 



27 Eylül 2012 Perşembe

Bugün hava güzel!

Dün havanın güzel olmasını fırsat bilip kendimizi dışarı attık. Önce yakınımızdaki "kumlu park" dediğimiz eski parka gittik. Evden çıkmadan önce ikizlerimin sırt çantama doldurdukları bütün malzemeleri döktük ortaya. Biraz tamir yaptık, biraz inşaata kum çektik, biraz sallandık derken sıkılıverdik. Aldım sırt çantamı sırtıma ve tekrar düştük yollara...

Bu sefer biraz daha ileride olan çay bahçesinin içindeki yeni parka gittik. Bir iki tur atıp "jogging" yaptık, biraz kaydık, biraz sallandık, biraz da etraftaki çocuklara sataştık. Ee insanoğlu monotonluktan sıkılır. Aldık çantamızı, bu sefer de tuttuk bakkal yolunu. İki Keloğlan sakızı kapıp düştük yollara. Evimizin önündeki sokakta biraz soluklandıktan sonra nihayet attık kendimizi eve.

Evet, havalar güzel. Öyle görünüyor ki bir kaç gün daha güneşin tadına varacağız. Güzel havalar ne kadar daha sürer bilinmez. Sonrası ise tam bir muamma. Sokakta, parklarda oynamaya alışmış ikizlerimi eve alıştırmak için faaliyet planı yapmaya başlamalıyım derhal. Bana bol şans dileyin!

Malzeme seçimi

Kim var orada?

Gölge oyunumuz

Boş durmamak lazım!

Kum ve kürek...ayrılmaz ikili!

9 Eylül 2012 Pazar

Mondi Piknikte!

Bu sabah ikizlerimle ne okusak diye düşünerek kitap raflarını karıştırırken Deniz'in eline "Mondi Piknikte" adlı kitap geçti. Ege de bu kitabı okuma konusunda hemfikir olunca derhal odanın ortasına bağdaş kurup oturduk. Kitap aylar önce Bilgi Üniversitesi'nden dil araştırmacısı olarak gelen ve ikizlerimle her 15 günde bir onların dil gelişimlerini takip etmek üzere yarım saat boyunca sohbet eden ablamız tarafından hediye edilmişti. O zamandan beri Mondi Ege ve Deniz Bey'lerin favori kitapları arasına girdi.

Kitap Tay yayınlarından çıkmış. İlginç bir hikayesi var. Arka kapak yazısı şu şekilde: "Yardımsever bir uzaylı olan Mondi pikniğe giderken yolda kalan bir ailenin yardımına koşar. Daha sonra davetlerini kabul ederek onlara katılır ve birlikte çok güzel bir gün geçirirler."

Tabi bizimkilerin Mondi'nin uzaylı olduğundan haberi yok. Anlatmaya kalksam daha insan türünü çözemeden uzaylıyı ne diye anlatacağım. Ben de hiç bozuntuya vermeden Mondi'ye hayvan muamelesi yaparak masalı anlatmaya koyuldum. Benimkiler kitabın satır satır okunmasından hiç hoşlanmaz. Resimlere bakarak gerekirse bambaşka bir hikaye uydurmak gerekir. Tabi buna teatral el kol hareketleri ve mimikler de eşlik etmelidir.

Yine bir gün kaptırmışım kendimi, Mondi şunu dedi, Serap elma yedi, anası çay yaptı, babası ormana daldı diye; zaten dört sayfadan oluşan kitabı 24 sayfa yapacağım diye yırtıyorum kendimi. Benimkiler ağzı açık dinliyorlar. Elma yenirse onlar da istiyor, araba bozulursa onlar tamir ediyor falan filan. Hikaye gayet güzel ilerliyor ta ki son sayfa gelip çatana kadar. Son sayfada ormanın ortasında bir ağaç gövdesinin dibine tünemiş olan baba figürü elinde dumanı taze taze tüten bir sigara tutuyor. Hiç bozuntuya vermeden ve dikkatlerini o yöne çekmeden devam ediyorum anlatmaya. Lakin zamane çocukları anında fark ediyor o mini minnacık beyaz nesneyi. Hemen yapıştırıyorlar soruyu: Anne bu, bu, bu??? Parmaklarıyla üstüne basa basa gösteriyorlar bir de. Ben de çare biter mi. Cevabı yapıştırıyorum hemen: Serap'ın babasının karnı acıkmış çubuk kraker yiyiyor. Masal da burada bitiyor.

Gökten üç elma düşüyor.

Biri Ege'nin kafasına, biri Deniz'in kafasına, Biri de anlatıcının (annenin kafasına) diye bildiğimiz masal tekerlemesini de eksik bırakmıyorum. Ege hemen soruyor:" Anne babaya ne düşmüş?". Cevap hazır: Elma üç taneydi bitti. Babaya da armut düşmüş oğlum" :)

Not: Sigara unsuru dışında kitap gayet eğlenceli...